13 Kasım 2014 Perşembe

DÜNYANIN EN ŞANSLI KADINLARI..


Merhaba sevgili okurlar,

Çoğumuz Finlandiya’yı Avrupa’nın kuzeyinde, İskandinav ülkelerinden biri olarak görüyoruz, uzaktan öyle gibi gözükse de, aslında Finlandiya ile Türkiye bir anlamda kader arkadaşı.Türkiye nasıl Avrupa ile Ortadoğu arasına sıkışmışsa, Finlandiya da Rus ve İskandinav kültürlerinin arasında kalmış.
Finlandiya’nın Rusya ile 1269 km, Norveç ile 727 km, İsveç ile de 586 km ortak sınırı var. Finlandiya’nın en doğusunda bulunan Joensuu şehri ile İstanbul neredeyse aynı boylamda. Sonuç olarak, Avrupa’dan çok Orta Asya’ya yakın olan Finlandiya çoğu kişi tarafından İskandinav ülkesi olarak değil Baltık ülkesi olarak sınıflandırılıyor. Ülkenin diğer isimlerine gelince: Baltık Kızı, Bataklıklar Ülkesi, Göller Ülkesi …
Çok turistik olmadığı için Finlandiya aslında çoğu insanın pek tanımadığı bir ülke. Finlandiya deyince insanın aklına ilk soğuk geliyor, daha sonra ren geyikleri ve Noel Baba, saunalar, sarışın güzel kızlar son olarak da ,Eurovision şarkı yarışmalarında garip dille söylenen başarısız şarkılar ekleniyor akla gelenlere…
Peki ya Finliler…Bir Finli neye benzer? Finli, genelde uzun boylu, ince ve sarışın oluyor. Finlilerin inanılmaz güzel ciltleri var, şeffaf, pürüzsüz ve parlak, sanki hepsi yeni banyodan çıkmış gibiler açıkçası.Ayrıca, Finliler siyah saça çok meraklılar, bizde nasıl herkes saçını sarıya boyatıyorsa burada da herkes, erkekler dahil, siyaha boyatıyor. Bir de gençler arasında saçlarını Afrikalılar gibi ördürtüp etnik bir görüntü sergileyenlerin sayısı çok.Kıskandınız mı? Daha bitmedi.
Finlandiya’da küçük el ve ayaklı kadın bulmak oldukça  zor.Bu konuda erkekler çok şanslı, eğer beğeniyorlarsa kadın reyonlarından, ayakkabı veya kıyafet alabilirler. Vitrinlerde kadın ayakkabı modelleri 40 numara ve bu numaralar 43-44′e kadar gidiyor.
Merakla beklediğinizi ve içinizden sorduğunuzu biliyorum ‘’Ee,sağlık bunun neresinde,ne anlatıyor Elif Hanım böyle?’’ diye.Hemen başlıyorum anlatmaya o halde.Bu büyük elli, büyük ayaklı ,iri ırka ait müthiş bir spor dalı dünyanın en ilginç sporları arasında yer alıyor.’’ Eş taşıma yarışmaları ’’ nın tarihi oldukça eskiye dayanıyor.’’Eş taşıma da nedir Elif Hanım ?’’dediğinizi duyar gibiyim.Biz zaten yıllardır kendilerini ve dırdırlarını çekiyoruz,daha neyini taşıyalım demeyin,biraz örnek alın.Bakın elin Finlisi karısını aldığı gibi sırtına koşuyor,bana mısın demiyor.

Bu  yarışmada yarışmacılar çift olarak yarışıyor ve engelli bir parkuru bitiriyor.Tarihi 19.yy.a dayanan yarışma Finlandiya için resmi bir spor dalı.Bir rivayete göre yarışma, komşu köyden kız kaçırma geleneğinden ortaya çıkmış.Başka bir rivayete göre de; Risvo-Ronkainen adlı bir çete liderinin çete üyelerini seçerken zorlu bir parkuru sırtlarında ağır yüklerle adaylara taşıtmasından esinlenilmiştir.
Herkes eşini istediği gibi taşıyabilir ama bazı teknikler işi kolaylaştırmaktadır.En popüler taşıma stili Estonya stili taşımadır.Bu stil adını son 11 yılın şampiyonu Estonya’dan almıştır.Bu stilde kadın bacaklarını erkeğin boynuna dolar ve baş aşağı,yüzü erkeğin sırtına dönük olacak şekilde asılır.Kollarını da erkeğin göğsünde kitleyerek kilosunu mümkün olan en eşit şekilde dağıtmaya çalışır.Bu stil Estonya’ya 55.5 saniyelik eş taşıma rekoru getirmiştir.
Bir gün siz de işi gücü bırakıp, bu garip spora merak salarsanız,size önerim, kendi bel sağlığınız için ,kadınlarınızı zayıflatmanız.Yoksa her türlü omurga problemiyle hastanede görüşebiliriz. Sevgiler…
Sağlıklı ve sağlıkla kalın


9 Kasım 2014 Pazar

DİŞ PERİSİ Mİ DİŞ HEKİMİ Mİ?

DİŞ PERİSİ Mİ DİŞ HEKİMİ Mİ?
Merhaba sevgili okurlar,

Çocukken 'dişlerin de perileri varmış demeye' sebep olan bir tür peri grubu olarak da adlandırdığımız diş perileri bize anlatıldığı kadarıyla,  süt dişi yerini kalıcı dişe bırakırken damaktaki boşluğu çocuklar fark edip üzülmesin, paniklemesin diye onlar uyurken;  büyük bir özenle yastıklarının altına, terliklerinin içine şekerleme ve oyuncak koyarlar. Uyanınca bu sürprizi fark edip mutlu olan çocuğa ‘’aa bak diş perisi dişini alıp sana ne vermiş?’’ denir.Bu arada evde henüz dişi çıkmamış bir başka çocuk varsa diş perisinden nefret eder.

Peki perilerin bu kadar zaman sabırla almayı bekledikleri dişler nasıl oluşuyor? İnsan ve diğer memelilerin çoğunda iki takım diş gelişimi görülür.İlki,süt dişleri ya da desidüal dişlerdir.Bunların sayısı insanda 20 adettir.Yedinci ay ile ikinci ay arasında çıkar ve altıncı ile on üçüncü yaşa kadar kalırlar. Her süt dişi düştükçe yerini kalıcı dişler alır ve ayrıca çenenin arka tarafında 8-12 adet molar diş belirir.Böylece kalıcı dişlerin toplam sayısı,herkeste çıkmayan dört akıl dişinin bulunup bulunmamasına göre 28-32 adettir.
İlk çocukluk dönemimde dişler çene kemiğinden ağız epiteline doğru kabarmaya başlarlar.Dişlerin patlamasının nedenleri kesin olarak bilinmemektedir.
Embriyonik yaşam sırasında,dental laminanın derinliklerinde süt dişleri döküldükten sonra gerekli olacak her kalıcı diş için bir diş oluşturan organ da oluşmaktadır.Bu diş oluşturan organlar yaşamın ilk 6-20 yılı içinde yavaş yavaş kalıcı dişlerin gelişmesini sağlarlar.Her kalıcı diş tam olarak oluştuktan sonra,süt dişlerinde olduğu gibi çene kemiğinden yukarıya doğru itilir.Kalıcı dişler ilerlerken süt dişlerinin köklerini aşındırarak,sonunda gevşeyip düşmelerine yol açarlar.Bundan sonra,kalıcı dişler çıkarak eskilerinin yerini doldururlar.
Dişlerin gelişme hızları ve çıkışları,hem tiroid hem de büyüme hormonları tarafından hızlandırılır.Dişler oluşurken tuzların depolanması da çeşitli metabolik faktörlerden etkilenir.Bu faktörler arasında diyette kalsiyum ve fosfatın bulunması D vitamini varlığı PTH salgı hızı sayılabilir.Bütün bu faktörler normal olduğu zaman dentin ve mine de sağlıklı olur.Ancak bu faktörler yetersiz ise; kalsifikasyon da bozuk olduğu için,dişler ömür boyu bozuk kalır.
Diş tuzları da, kemiğinki gibi başlıca , hidroksiapatit ile karbonat ve çeşitli katyonların bir araya gelmesi ile oluşan sert,kristal bir maddeden oluşur.Keza,kemikteki gibi,sürekli yeni tuzlar depolanırken,eski tuzlar dişlerden rezorbe olur.
Depolanma ve rezorbsiyon başlıca dentin ve sementte olurken, mine de ise çok az gerçekleşmektedir.Minede minerallerin değişimi pulpa boşluğundaki sıvı yerine,tükürükle gerçekleşir.Sementte minerallerin emilim ve depolanma hızı , çevresindeki çene kemiği ile yaklaşık aynıdır.Dentinde minerallerin emilim ve depolanma hızı ise,kemiğin ancak üçte biri kadardır.Sement hemen hemen normal kemikle aynı özellikleri taşımakta ve kemik gibi bu dokuda da osteoblast ve osteoklastlar bulunmaktadır.
Özetle,dentin ve sementte sürekli olarak mineraller değişmekte ancak dentinde gerçekleşen bu olayın mekanizması tam olarak bilinmemektedir.Ancak mine tabakasında mineral değişimi ileri derecede yavaştır.Bu nedenle mineral içeriği tüm yaşam boyu hemen hemen aynı kalır.
Sürekli yenilense de dişlerde de bazı sorunlar ortaya çıkmaktadır.Bu sorunlarla dişlerimizi alıp yerine şeker koyan sahte periler değil,gerçek diş perileri olan hekimler ilgilenmektedir.
En çok rastlanan diş problemi olan çürüklerine,steptococcus mutans olan dişler üzerindeki bakterilerin neden olduğu kabul edilir.Çürüklerin gelişmesinde önce plak birikmesi görülür.Plak dişler üzerine çöken tükürük ve besin artıklarından ibaret ince bir filmdir.Çok sayıda bakteri bu plak üzerine yerleşerek çürüklere yol açar.Bununla birlikte bu bakterilerin aktivitesi,büyük ölçüde besinlerdeki karbonhidratlara dayanır.Karbonhidrat varsa bakterilerin metabolik sistemleri aktive olur ve çoğalırlar.Ayrıca asitleri,özellikle laktik asit ve proteolitik enzimleri üretirler.Çürük oluşumunda başlıca etken asitlerdir.Çünkü yüksek asit ortamında dişlerin kalsiyum tuzları yavaş yavaş erirler.Dişin tuzları absorbe olduktan sonra kalan organik matriks proteolitik enzimler tarafından hızla sindirilir.
Mine çürüklerin gelişimine karşı,ilk bariyeri oluşturur.Mine tabakası,demineralizasyon dentinden daha dirençlidir; çünkü minenin kristalleri çok yoğun ve hacimleri dentin kristallerine göre yaklaşık 200 kat daha fazladır.Ancak çürük,mineyi delip dentine geçtikten sonra,dentin tuzları daha kolay eridiği için,çürük daha hızlı ilerler.
Çürüğe yol açan bakterilerin aktivitesi,karbonhidratlara dayandığı için,bundan zengin diyetle beslenmenin çürüklerin gelişmesine yol açtığı düşünülür.Ayrıca,besinlerle alınan karbonhidrat miktarı değil,alınma sıklıkları önemlidir.Eğer karbonhidrat gün boyu şeker gibi küçük parçalar halinde alınırsa bakteriler de gün boyu,öncelikli metabolik maddelerini bulmuş olacağı için dişlerde çürük gelişimi artar.
Öncelikle,dişlerimizi diş perilerimizin bize öğütlediği şekilde ve sıklıkla fırçalamalı, günlük bakımlarını sağlamalıyız.Aldığımız gıdalara ayrıca dikkat etmeliyiz.Ve en önemlisi;eğer bir diş sorunuyla karşı karşıyaysak dişimizi alıp kaçan perileri beklemeden,gerçek diş perilerine giderek tedavi olmalıyız.Tüm diş perilerine ve dişlerine iyi bakanlara sevgiler.
Sağlıklı ve sağlıklı kalın..



5 Kasım 2014 Çarşamba

TİROİT BEZİNİZ ÇALIŞSIN, SİZ ZAYIFLAYIN !!!


Merhaba sevgili okurlar,

Gırtlağımızın hemen altında soluk borusunun önünde iki tarafta yer alan tiroid bezi vücudumuzdaki en büyük bezlerden biridir.Salgılamış olduğu hormonlar vücutta metabolizma hızını artırmada önemli rol oynarlar.Peki bu hormon sayesinde vücudumuzda neler oluyor?
Tiroid hormonu karbonhidrat mekanizmasını her yönüyle uyarır.Bunlar,glikozun hücreler tarafından tutulmasında artma, glikolizde artma, glikoneojenezde artma,sindirim sisteminden emilim hızında artma,hatta karbonhidrat metabolizmasında ikincil etkiler oluşturan insülin salgılanmasında artmadır.Tüm bu etkiler tiroid hormonu tarafından hücresel metabolik enzimlerin hepsinde oluşturulan artışın sonucudur.
Yine ,yağ metabolizması tiroid hormonu etkisiyle artış gösterir.Özellikle lipitlerin hızla yağ dokusundan mobilize edilmesi,vücuttaki yağ depolarının herhangi bir  doku elemanından çok daha fazla oranda azalmasına neden olur.Bu durum, plazma serbest yağ asidi seviyesini de artırır ve hücrelerde serbest yağ asitlerinin oksidasyonunu da hızlandırır.
Tiroid hormonunun artışı serbest yağ asitlerini artırmasına rağmen, plazmadaki kolesterol,fosfolipit ve trigliseritlerin miktarını azaltır.Bunun aksine, tiroid salgısının azalması,kolesterol,fosfolipit ve trigliseritlerin plazma düzeyinin büyük oranda artmasına ve daima karaciğerde yağ depolanmasına neden olur.
Tiroid hormonu çok sayıda enzimin miktarını artırdığından ve vitaminler bazı enzim ve koenzimlerin gerekli parçaları olduklarından, tiroid hormonu vitamin gereksimini de artırır.Bu nedenle,tiroid hormonu aşırı salgılandığı zaman aynı zamanda fazla miktarda vitamin alınmazsa vitamin yetersizliği de oluşabilir.
Bu hormon vücudun hemen her hücresinde metabolizmayı artırdığından aşırı miktardaki hormon,bazal metabolizma hızını bazen normalin yüzde 60-100 ü kadar artırır.Diğer yandan hiç tiroid hormonu üretilmediği zaman bazal metabolizma hızı normalin yarısına kadar düşer.
Tiroid hormonunun düzeyinin çok olması  daima vücut ağırlığını azaltır,hormon düzeyinin çok azalması ise vücut ağırlığını artırır.Bu etkiler her zaman oluşmaz,çünkü tiroid hormonu iştah artırır ve bu da metabolizma hızındaki değişiklikleri fazlaca karşılar.
Tüm bu etkilerin dışında kan akımı ve kalp debisinde artmaya,kalp hızında artışa,solunumda artışa,mide bağırsak hareketlerinde artışa,kas işlevinde artışa ,eksikliği cinsel işlevde azalmaya,kadınlarda  menoraji ve polimenoreye neden olur,fazla salınımı yine kadın ve erkeklerde yorgunluğa sebep olur.

Tiroid hastaları için bu nedenle beslenme ve egzersiz çok önemlidir.Ülkemizde özellikle hipotiroid görülmektedir.Peki hipotiroidi olan kişi ne yapmalıdır?
• Öncelikli olarak; kişinin kan bulguları, yaş, boy ve ağırlığına bağlı olarak alması gereken kaloriyi dengeli olarak öğünlerinde tüketmesi gerekir.
• Omega-3 kaynağı balık haftada en az 2 kez tüketimi tiroid fonksiyonlarını olumlu etki yarattığı bilinmektedir.
• Sebze ve meyve ile yeteri kadar A, C ve E vitamini gibi antioksidan vitaminleri alanlarda tiroid kanseri daha az görüldüğünden bol sebze ve meyve yenmelidir.
• Lif oranında ve B vitamini açısından zengin olan tam tahıllı ürünler tüketmeye özen gösterin. Tam buğday ekmeği, kepekli makarna, kepekli pirinç gibi...
• Ayrıca lif yönünden zengin ve bitkisel protein olan kuru baklagilleri de beslenme planınızda haftada 1 kez mutlaka yer verin.
• Diyetinizle, ihtiyacınıza uygun, yeterli düzeylerde iyot (iyotlu tuz, deniz ürünleri) almaya özen gösterin.
• Hindistan cevizi, balık ve keten tohumu tiroid bezinizin daha iyi çalışmasını sağlar.
• Kafein, alkol, sigara ve şeker tiroid bezi için zararlıdır. Bunların az tüketilmesi gerekir.
• Çinko eksikliğinde de tiroid hormon metabolizması bozulur. Bu nedenle çinkodan zengin olan peynir, sığır eti, kepekli ekmek, tavuk, yumurta sarısı, süt ve süt ürünleri, balık, patates, ceviz, badem, tam tahıllar, kuru fasulye, lahana, ay çekirdeği ve kuzu eti gibi gıdalarla beslenmek tiroid sağlığımız için gereklidir.
 Tiroid hormonu için önemli olan selenyum seviyesi dengede tutmak için selenyumdan zengin besinler tüketin. Selenyum kaynakları; Cev
iz, et, sakatatlar, balık ve kabuklu deniz ürünleri, kepekli unlar, süt ürünleri, sebze ve meyveler ve yumurta...
Selenyum eksikliğinde vücutta E vitamini azalır ve tiroid bezi iltihabı
daha sık görülür. Bu nedenle selenyum ve E vitamini birlikte vermek daha faydalıdır.
• E vitamininde zengin besin olan; bitkisel yağlar, zeytinyağı, mısırözü yağı, ayçiçek yağı, buğday tohumu, baklagiller, yeşil yapraklı sebzeler, soya fasulyesi, keten tohumu,  badem, fındık, kabak çekirdeği de iyodun emilimini arttırır.
 Tiroid hormonlarının çalışmasını azaltan yiyecekleri (guatrojenik besinler) aşırı almamalısınız. Brokoli, turp, brüksel lahanası, lahana, karnabahar, hardal, kırmızı turp ve şalgam
guatrojenik besinlerdir. Guatrojen maddeler pişirilince azalacağı için, pişmiş olarak tüketilmesi daha faydalıdır.
• Düzenli egzersiz yapın. Unutmayın ki ; egzersiz, tirod bezinin salgısını dengeler. Metabolizma yavaş çalışıyor iken egzersizle ve kas kütlesinin artırımıyla metabolizma hızı artırılabilir.


Sağlıklı ve sağlıkla kalın

28 Ekim 2014 Salı

KANSERLE DANS !!!


Merhaba sevgili okurlar,
Kanser hemen her zaman hücrenin büyümesi ve hücre mitozunu kontrol eden hücre genlerinin mutasyonu ya da anormal aktivasyonu sonucunda ortaya çıkmaktadır.Anormal genlere onkogenler denir.Keşfedilen onkogen sayısı yaklaşık olarak 100 dür.
Her hücrede,onkogenlerin aktivasyonlarını baskılayarak önleyen antionkogenler bulunur. Antionkogenlerin kaybolması ya da inaktive olması durumunda onkogenlerin aktivitelerine izin verilmiş olur.Böylece kanser oluşur.
Vücutta mutasyona maruz kalan hücrelerin ancak çok küçük bir bölümü kansere yol açar.Bunun nedenlerinden biri , mutasyon gösteren hücrelerin yaşama yetenekleri normal hücrelere göre daha azdır.Diğer bir nedense, mtasyon gösteren hücrelerin pek çoğunda bile hala aşırı büyümeyi engelleyen normal geri bildirim kontrol mekanizması bulunmaktadır.Bu nedenle hayatta kalabilen mutant hücrelerin çok azı kanserli hücreye dönüşür.
Bir başka neden,çoğunlukla kanser potansiyeli taşıyan bu hücreler,büyüyüp kanser oluşturmadan önce vücudun bağışıklık sistemince yok edilirler.Başka bir anlatımla; mutant hücrelerin çoğu değişikliğe uğramış genleri nedeniyle kendi içlerinde anormal protein oluştururlar.Bu anormal proteinler vücudun bağışıklık sistemini uyararak antikor yapımına ya da kanserli hücreye karşı duyarlılık kazanmış lenfositlerin oluşmasına neden olarak kanserli hücrenin yok edilmesini sağlar.Bu görüşü desteklen bir gerçek de ;  böbrek ya da kalp nakli yapılanlarda olduğu gibi bağışıklık sistemi baskılanmış hastalarda aldıkları immünosupresif ilaçların etkisiyle kanserin gelişme olasılığının beş kat artmış bulunmasıdır.
Kanserin oluşabilmesi için genelde birçok farklı onkogenin aynı anda aktive olması gerekmesi de başka bir neden olarak gösterilebilinir.Örneğin ; böyle bir gen hücrede hızlaüremeyi harekete geçirirp uyarırken bununla eş zamanlı olarak ihtiyaç duyulan kan damarlarını oluşturacak mutant gen olmadığından kanser oluşmayacaktır.
Ancak genlerin değişim nedeni ya da mutasyonun nedeni nedir ?
 İnsanda her yıl trilyonlarca yeni hücrenin oluştuğu göz önünde tutularak aslında soruyu değiştirmek daha anlamlı olacaktır.Niçin vücudumuzda milyonlar ya da milyarlarca mutasyonlu kanser hücresi oluşmuyor ? Bunun nedeni her hücrede mitozdan önce kromozom DNA zincirlerinin eşleşmesinin inanılmaz bir kesinlikle yapılması ve mitoz işleminin yapılmasına izin verilmeden önce anormal DNA zincirlerinin düzeltme işleminden geçirilerek uygun olmayan bölgelerin kesilmesi ve hataların düzeltilmesi işleminden geçirilmesidir.Bütün bu kalıtımsal hücre önlemlerine karşın yeni oluşan hücrenin milyonda bir gibi çok az olasılıkla da olsa hala önemli mutant özellikler taşıması ihtimali de vardır.
Böylece, mutasyon olayının tümüyle şansa bağlı olarak görüldüğü, buna bağlı olarak da çok sayıdaki kanser vakasının şanssızlığa bağlı olduğunu düşünebiliriz.
Bununla birlikte, insanda mutasyon oluşma olasılığı bazı kimyasal maddelerle, fizik ve biyolojik faktörlerin etkisiyle artmaktadır.Bunlar nelerdir bir bakalım :
1-      X ışınları, gama ışınları,radyoaktif maddelerden yaylan partikül radyasyonları ve hatta UV ışınları gibi iyonize edici ışınlar kansere zemin hazırlar.Bu ışınların etkisiyle doku hücrelerinde oluşan iyonlar yüksek derecede reaktif olduğundan DNA sarmalını kopararak sayısız mutasyonun oluşmasına neden olurlar.
2-      Belli tipteki kimyasal maddelerin mutasyon yaratmaya büyük eğilimleri vardır.Bazı anilin boya türevlerinin kansere neden oldukları bilinen bir gerçektir.Bu maddelerin üretildiği kimya fabrikalarından çalışan işçilerin korunmamaları durumunda, kansere yakalanmaya karşı özel bir yatkınlıkları vardır.Mutasyona neden olan maddelere kansirojenler denir.Günümüzde ,en çok sayıda kanserden ölümlere sebep olan kansirojenler sigara dumanında bulunmaktadır.Kanser ölümlerinin ¼ ü buna bağlı olarak görülür.
3-      Fiziksel olarak tahriş etme özelliği olan irritan maddeler  de kansere zemin hazırlamaktadır.Bazı tip besin maddeleri ile sindirim sisteminin sürekli olarak aşınması ve yıpranması kanser nedenidir.Dokuda meydana gelen harabiyet hızlı bir mitotik çoğalma ile tahrip olan hücrelerin yerine yeni hücreler oluşturur.Mitoz ne kadar hızlı olursa mutasyon oluşma şansı o kadar artar.
4-      Ailelerde kalıtsal yatkınlık da bulunabilir.Bu durum belki de birçok kanser tipinde kanser oluşmasından önce bir değil,iki ya da daha çok mutasyona ihtiyaç göstermesi gerçeğinden kaynaklanmaktadır.Kansere özellikle yatkınlığı olan bu ailelerin kalıtsak genomlarında bir ya da daha fazla mutasyona uğramış gen bulunmaktadır.Bu nedenle bu kimselerde kanser büyümeye başlamadan önce çok daha az sayıda ek mutasyonların olması kanseri başlatmak için yeterli olmaktadır.
5-      Laboratuar hayvanlarında lösemi dahil bazı kanserlerin oluşmasında bazı virüsler baş rol oynar.Bu sonuçları,iki yoldan açıklamak mümkündür  ; Birincil olarak DNA virüsleri örneğinde virüse ait olan DNA sarmalı direkt olarak kromozomlardan birine yerleşir.Mutasyona neden olarak kanseri oluşturur.RNA virüsleri örneğinde bu virüslerin bazıları bünyelerinde ters transkriptaz enzimi taşırlar.Bu enzim DNA ‘ nın  RNA ‘dan kopyalama yapmasına neden olur.Kopyalanan DNA sonrasında,hayvan  genomuna kendini yerleştirerek kanserin oluşmasına yol açar.
Normal hücre ve kanser hücresi arasındaki farklar nelerdir ?
Kanser hücresi hücrenin normal büyüme sınırına uymaz; bunun sebebi tahminen normal hücrelerin büyümesi için gerekli büyüme faktörlerine bu hücrelerin gereksinimlerinin olmamasıdır.
Normal hücrelere göre kanser hücreleri birbirlerine daha az tutunur.Bu nedenle bu hücrelerin dokular arasında gezme eğilimi vardır.Kan dolaşımıyla tüm vücuda yayılırlar.Böylece yeni kanser odakları oluşmuş olur.
Bazı kanserler anjiyogenik faktörler üretirler.Bunlar kanser içinde büyüyen çok sayıda damarların oluşmasına neden olur ve kanserin büyümesi için ihtiyaç duyulan besin maddelerini sağlarlar.
Kanser neden öldürür?
Gıda maddeleri açısından kanserli dokularla normal dokular arasında rekabet vardır.Çünkü kanser hücreleri sınırsız şekilde çoğalmaya devam ederek sayıları günden güne katlanarak artar.Kolayca anlaşıldığı üzere,kanser hücreleri kısa bir süre sonra asıl kısımlarından birine ya da tüm vücuda ait besin maddelerini tüketir. Böylece dokular besinsiz kalarak ölürler.
Tüm okurlarıma tavsiyem kaliteli yemek yemeleri ve özellikle sigaradan uzak durmaları olacaktır.Kansersiz bir ömür dilerim.
Sağlıklı ve sağlıklı kalın.


23 Ekim 2014 Perşembe

HİÇ SATRANÇ OYNARKEN BOKS YAPTINIZ MI?



Merhaba sevgili okurlar,                                                            
Spor ve aklın aynı ayna kullanıldığı en ilginç sporlardan biridir satranç boksu.Eğer boks eldiveni alacak kadar bütçeniz varsa ve biraz beyin hücresi kaybetmeyi göze alıyorsanız,bu spor tam da size göre.Ya şah-mat yapmanız ya da rakibinizi nakavt etmeniz gerekiyor !
Fransız bir çizgi romandan esinlenerek bulunan satranç boksu, zekaya dayalı satranç ile güce dayalı boksu birleştiriyor.
Satranç boksunun kurucusu 32 yaşındaki Hollandalı sanatçı Lepe Rubingh bu ilginç karışım için ‘’1 numara bir düşünce ve 1 numara bir güç sporu’’ diyor. Kendisi aynı zamanda 2003’ te gerçekleşen Dünya Satranç Boks Şampiyonası birincisi ve Dünya Satranç Boksu Organizasyonu Başkanı.Rubingh,  bu yeni spor türü için ilhamı, 1992’ de yayımlanan bir Fransız çizgi romanından almıştır. ‘’Soğuk Ekvator’’ adlı çizgi romanda iki ağır siklet boksör 12 raundluk bir boks maçından sonra 45 saatlik bir satranç maçı yapmışlar.. Bu kadar uzun süre boks ve satrancın ‘’ pratik olmadığını’’ belirten Rubingh, olayı daha pratik hale getirmek için bu kombinezonu oluşturmuş. 2003’ te yeni sporunu tanıtmak için Amsterdam’ da bir arkadaşıyla gösteri maçı yapan Rubingh, iyi satranç oynayabilen başarılı boksörler olabilmek için araştırmalarına Almanya’ da devam etti. Çünkü en başarılı ağır siklet boksörlerin çoğunun çıktığı Rus ve Ukraynalı sporcular, çalışmalarını devam ettirebilmek için Hamburg’ u tercih ediyorlar. Rubingh’in bulduğu ilk adaylardan biri Berlin’de çevik kuvvet polisi olarak görev yapan amatör kickboksçu Frank Stoldt, gecelerini online satranç oynayarak geçiren bir satranç tutkunu.

Satranç boksunun geçen Kasım’da Berlin’de yapılan ilk dünya şampiyonluğunu kazanan Stoldt, kendi deyimiyle “iki sporun da saldırgan” olması nedeniyle satranç boksuna ilgi duyduğunu söylemiştir.

Stoldt, tacını bu ay yapılan maçta 19 yaşındaki Rus Nikolay Sazhin’e kaptırmıştır. Bu maça kadar ülkesinden dışarı çıkmayan Sazhin ise, satranç boksunu ilk kez internette sörf yaparken görmüştür.

KURALLAR:

Satranç boksunda maç 6 raunt satranç ve 5 raunt boks olmak üzere 11 raunttan oluşuyor. Maç satranç raundu ile başlıyor, sonra boks raundu, sonra satranç raundu ile devam ediyor.

Her satranç raundu 4 dakika, her boks raundu 3 dakika olmak üzere maç toplam 39 dakika sürüyor. Her raunt arasında, oyuncuların kıyafetlerini değiştirmeleri için birer dakika mola veriliyor. Her oyuncunun satranç rauntlarında hamlelerini yapmak için toplam 12’şer dakikası var.

Satrançta mat olan, ya da süresini geçiren, boksta ise nakavt olan ya da hakem kararı ile yenik ilan edilen ya da her iki oyundan birinde maçtan çekilen oyuncu maçı kaybediyor.

Eğer satranç maçı berabere biterse, boks maçında iyi puan alan maçı kazanıyor. Eğer boks maçında da beraberlik olmuşsa, satrançta siyah taşlarla oynayan maçı kazanıyor.

Seyirciler ise hala bu yeni spor türüne alıştığı söylenemez. Satranç boksu seyircilerinden Yarim Fahre, bu duygusunu “120 kiloluk adamları oturmuş satranç oynarken görmek fotomontaj gibi” sözleriyle ifade etmiştir.

Satranç boksu Dünya Satranç Boksu Örgütü adıyla uluslararası bir örgütlenmeye sahip olsa da, henüz resmen federasyon olarak örgütlenmiş değil. Dünyadaki toplam satranç boksörlerinin sayısı ise 150 civarında.
2006 yılından beri resmi olarak yapılan bu ilginç karma spor 2008 yılında da Okan Bayülgen'in dikkatini çekmişti ve profesyonel boksör Fırat Arslan ile satranç boks maçı yapmıştı. 2008 yılında Kanal D kanalında canlı yayında Okan Bayülgen ve WBA interim şampiyonu, profesyonel boksör Fırat Arslan satranç  boks maçı yapmıştı. Taraflar ikişer dakikadan 3 tur boks maçı ve aynı şekilde yine ikişer dakikadan 6 dakika satranç oynamışlardı. Bu zorlu maç için Okan Bayülgen boks dersleri almış ve antrenman yapmıştı. Fırat Arslan şov amaçlı bu karşılaşmada zaman zaman Bayülgen'in suratına vurmasına izin vermişti.
Belki de  bu spor hakkında sorulabilecek en anlamlı soru ; başa alınan darbelerle kaybedilen hücreleri satranç oynayarak telafi edebilir misiniz?
Sağlıklı ve sağlıkla kalın..