13 Mart 2016 Pazar

KİMLER MANUEL TERAPİ YAPABİLİR ?

Merhaba sevgili okurlar ,

Manuel terapi elle tedavi anlamına gelir. Omurga ve eklemlerdeki çıkık, yarı çıkık ve tüm yer değiştirmelerin fizyolojik sınırlar içinde birtakım özel egzersiz ve manevralarla fizyoterapist tarafından normal anatomik pozisyonuna getirilmesidir.
Manuel terapi sıklıkla kas, kemik, eklem ve bağ dokusu ile ilgili iskelet ve kas sistemi sorunlarını tedavi etmek için kullanılır. Omurga ve ekstremite eklemlerindeki ağrı ve fonksiyon bozukluklarının tedavisinde uygulanan manuel terapi, maniplasyon, mobilizasyon, özel germe teknikleri, postizometrik relaksasyon teknikleri ve klinik bantlama teknikleri gibi yöntemler içerir.
Manuel Terapinin amacı,eklemlerdeki blokaj olarak adlandırılan kısıtlanmış hareketi postüral denge içinde en yüksek derecede ve ağrısız arttırıp fonksiyonu sağlamak ve beden mekaniğini korumaktır.
Avrupa ve de İskandinav ülkelerinde tatbik edilen Manuel terapinin insan sağlığı üzerindeki etkileri ve olumlu sonuçları tartışılmaz. Bu terapinin en belirgin özelliği kısa sürede olumlu ve çabuk sonuç alınmasıdır. 


Sağlığın devamı için bütün bu sistemlerin uyum içinde çalışması gerekir. Bu nedenle, manuel terapist vücuttaki problemi sadece ağrı olan bölgede aramaz, “Uzun zamandır farklı tedaviler denediniz ve ağrınıza tam çözüm bulamadınız mı? Belki de ağrınızın farklı bir sebebi vardır”… felsefesinden yola çıkarak ağrının kaynağını tespit eder ve sorunu çözmeye çalışır. Böylelikle daha kalıcı bir iyileşme sağlanmış olur.
Bir manuel terapistin elleri, ayrıntılı anatomik bilgisi ve farklılaşmış özel pratik eğitimi sayesinde vücutta en ufak hareketleri hissedebilme, yorumlama ve tedavi edebilme yeteneğine sahiptir. Manuel terapist, ağrısız bir şekilde vücuda yardım ederek, eklemlerdeki hareket kısıtlılıkları ve kaslardaki gerginlikleri mobilize ederek vücuda daha geniş hareket kabiliyeti sağlar. Vücuttaki hareketliliğin ve kan akımının düzenlenmesi, vücudun kendini iyileştirme yeteneğini ortaya çıkararak ağrının giderilmesini sağlar.
İlaç almakla ağrıyı yok edemezsiniz sadece o anlık üzerini kapatırsınız oysaki ağrılarımız vücudumuzun sigortasıdır, bir yerde sorun olmaz ise ağrı olmaz, önemli olan ağrının nedenini bulup onun terapisini yapmaktır, işte manuel terapi uygulanması da bu yöndedir ağrının nedenini bulup onu yok etmektir.
Manuel Terapi hangi hastalıklarda kullanılır?

 
  • Boyun Fıtığı 
  • Boyun Düzleşmesi 
  • Servikal Omurga Düzensizlikleri 
  • Bel Fıtığı 
  • Faset Sendromu 
  • Diz Ağrıları 
  • Menisküs Yaralanmaları 
  • Fibromiyalji 
  • Donuk omuz 
  • Miyofasyal problemler 
  • Miyalji (kas ağrıları ve spazmlar) 
  • Tenisçi Dirseği (Lateral epikondilit) 
  • Golfçü Dirseği (Medial epikondilit) 
  • Karpal Tünel Sendromu 
  • Sinir Sıkışmaları ( Radial, Ulnar, Median sinir) 
  • Lumbal Omurga Düzensizlikleri 
  • Bel kayması 
  • Skolyoz (Omurga eğrilikleri) 
  • Kifoz 
  • Konstipasyon (Kabızlık) 
  • Adet Ağrıları 
  • Sakroiliak Eklem Problemleri 
  • Kalça Ağrıları 
  • Kasık Ağrısı 
  • Siyatik Sinir Sıkışması 
  • Ayak Bileği Ağrıları 
  • Topuk Dikeni 
  • Hallux Valgus (Ayak başparmak çıkıntısı) 
  • Tinnitus (Kulak çınlaması) 
  • De Quervain Tenosinoviti 
  • Tetik parmak
  • Kırık sonrası rehabilitasyon
     
Manuel Terapi hangi Durumlar Uygulanmaz ?

  • Kaynamamış kırıklar 
  • İleri derecede osteoporoz 
  • Romatoid artrit 
  • Enfeksiyöz artritler 
  • Aseptik nekroz 
  • Osteomiyelit 
  • Malignite (Kötü huylu tümörler)


KİMLER MANUEL TERAPİ YAPABİLİR?
Manuel terapi eğitimi almış fizyoterapistler ve doktorlar uygulamaları yapar. Manuel terapi birçok yönteme verilen ortak isim olduğundan uygulayıcı bunlardan birkaçını ya da çoğunluğunu bilip uygulamalarını o tekniğe göre yapar.
Manuel terapi uygulamaları oldukça karışık ve tecrübe gerektirdiğinden sadece bu alanda çalışan fizyoterapistler veya doktorlara yaptırılmalıdır. Bunun haricinde manuel terapi yaptığını iddia eden kişilere güvenilmemelidir. Her elle yapılan uygulama manuel terapi değildir.
Manuel terapi bir tedavi yöntemidir. Uygulamanın tamamen kanıta dayalı tıpla açıklanabilmesi, uygulamaların yararlılığının daha önce çalışma olarak sunulup literatüre girmesi gerekmektedir. Fizyoterapistler ve doktorlar bu uygulamaların ciddiyetinin farkında oldukları için yaptıkları uygulamalarda çok dikkatli davranırlar.
Tıp eğitimi almamış, babadan oğula bir şeyler öğrenmiş kırıkçı çıkıkçı gibi insanların yaptıkları şeylere itibar edilmemeli ve hakkında söylenenler ne olursa olsun gidilmemelidir. Çünkü yaptıkları bir yanlış uygulamanın felç gibi hatta hayati tehlike gibi sonuçlar ortaya çıkarabileceği unutulmamalıdır.

Sağlıklı ve sağlıkla kalın


AŞİL FİZYOTERAPİSTLE KARŞILAŞIRSA...

Merhaba sevgili okurlar,

Yeryüzündeki suyun tanrıçası, güzeller güzeli Thetis ile Zeus birlikte olmak isterler. Ama Themis adlı Titan'dan gelen kehanet işleri değiştirir. Kehanete göre Thetis'ten doğacak çocuk babasından daha güçlü olacaktır. Bunun üzerine Tanrılar Thetis'le evlenmek istememiş, onu bir ölümlü olan Phatya kralı Peleus ile evlendirmişler. Bir tanrıçayla bir faninin evliliğinden Aşildünyaya gelmiştir.

Aşil'in annesi Themis, oğluna ölümsüzlük kazandırmak için, onu ölümsüzlük nehri Styx'de yıkar. Ancak Thetis'in elini bu nehre sokması yasaktır. Thetis, elleriyle Aşil'in topuklarından tuttuğu için, Aşil'in topukları yıkanmamıştır. Aşil, bu sayade topuklarından vurulmadığı sürece ölümsüzlük kazanır.

O dünyanın en büyük savaşçısı olmuştur. Karşısında düşman dayanmaz. Truva savaşında büyük kahramanlıklar gösterir. Truvalı kahraman savaşçı Hektor'la karşılaşır ve Hektor'u öldürür.Ama daha sonra Truva prensi Paris'in attığı okla topuğundan vurularak ölür.
Aşil'in okla vurulduğu bölge baldırda bulunan kasların topuğa bağlandığı yerdir. Burası vücudun en güçlü tendonudur ve 500 kg.lık gerilmelere bile dayanıklıdır. Bu tendona yukarıdaki öyküden esinlenilerek Aşil tendonu ismi verilmiştir.

Aşil tendonu rahatsızlıkları çok sancılıdır. Zedelenmesi durumunda yürüme esnasında ağrı ve acı verirken kopması durumunda ise yürümeyi imkansız hale getirir. Ödem oluşması halinde iyileşmesi çok zordur ve sürekli tekrarlanır.


Aşil tendonu vücudun en kalın tendonu olup yürüme ve ayakta durmada çok önemli rol oynamaktadır. Tendon, bacağın arkasındaki gastrocnemius ve soleus adelelerini topuk kemiğine bağlar. Bu adelelerin kasılması ile ayağın aşağı doğru hareketini sağlamış olur. Aşil tendon kopması olan hastalar o tarafta parmak ucu yükselemezler. Aşil tendon rüptürleri nin insidansı % 0.2 olup alt ekstremitede en sık gözlenen tendon yaralanmasıdır.

BELİRTİLERİ

* Bazı durumlarda görülen şişme durumları
* Yürüyüş ya da koşuların ardından yaşanan ağrı ve sızlamalar
* Antrenmanlardan (ya da egzersizlerden) önce, sürekli olarak hissedilen ağrılar
* Bacak kısımlarında duyu kayıplarının yaşanabilmesi
* Özellikle sabahları uyandıktan sonra hissedilen tendon sızlamaları ve hassasiyetleri


YARALANMA RİSKİNİ ARTTIRAN FAKTÖRLER

Kontakt sporlar 

Koşu 

Uzun atlama, engelli koşu veya sürat koşulan gibi ani startlı olan sporlar 

Dolaşım azalmasıyla seyreden herhangi bir kalp damar hastalığı 

Kanama bozukluğuna dair bir hastalık öyküsü 

Ayak büküldüğünde veya azaltıldığında agrı 

Baldır kaslarında spazm 

Beslenme yetersizliği 

Eski asil tendon sakatlanması 

Zayıf kas yapısı 


TANI

Fizik Muayene tanı koydurucudur. Çoğunlukla ek tetkike ihtiyaç duyulmaz.



AŞİL TENDON AMELİYATI NEDİR?

Aşil tendon ameliyatı sırasında ayak bileği arkasından kesi yapılır ve farklı teknikler sayesinde kopan kısım dikilir. Duruma göre bazı sağlamlaştırma işlemleri yapılır.
Günümüzde ameliyat sonrası alçı çok fazla tercih edilmez iken, ROM Valker adı verilen açı ayarlı korse kullanılır. Bu yöntem ile yaralanması yeni oluşmuş hastada ortalama 2 hafta sonra ayağın üzerine basıp yürümesi sağlanır. Hastalar, ortalama 4-6 hafta korse kullanımından sonra normal ayaklarına geri dönebilirler. Bu tedavinin sürecinde fizik tedavi bu durumda gerekli olabilir.

AŞİL TENDONU FİZYOTERAPİST İLE KARŞILAŞINCA...

Her iki tedavi yöntemi sonrası doğru egzersizlerin doğru şekilde yapılması ve yanlış hareketlerden kaçınılması oldukça önemlidir. Fizyoterapist tarafından bacak kaslarının dengeli güçlendirilmesi ve uygun germe egzersizleri ile esnekliğin devam etmesi tedavinin esasını oluşturur. Sporcu hastaların spora dönme süresi 4-5 ayı bulur. Ameliyat sonrası ayağın kayması veya yanlış yapılan hareketler yaralanmanın yinelemesine neden olabilir.
Sağlıklı ve sağlıkla kalın

12 Mart 2016 Cumartesi

MENİSKÜSTEKİ SESSİZ YIRTIKLARA DİKKAT !!!

Menisküsler diz ekleminde yer alan C şeklinde kıkırdak benzeri yapılardır. Diz eklemini oluşturan iki ana kemik olan femur ve tibia arasında yer alırlar. Biri iç diğeri dış olmak üzere her dizde ikişer tane  menisküs bulunur.  
İki kemik arasında yerleşen menisküsler bir conta gibi görev yaparak eklem kıkırdağını anormal yüklenmelerden korurlar. Dize gelen yüklerin taşınması ve aktarılmasında çok önemlidirler. Ayrıca eklem yüzlerinin uyumluluğunu artırırlar ve eklem sıvısının eklem içi dolaşımına katkıda bulunurlar. 
Gençlerde spor yapmaya, ev hanımlarında yoğun ev işlerine, yaşlılıkta ise doku eskimesine bağlı olarak gelişebilen menüsküs yırtıkları hareket kabiliyetini ciddi ölçüde sınırlarken, tedavi edilmediği takdirde ciddi sağlık sorunlarına yol açabiliyor. 

Sporcular için iç menisküsler çok önemlidir!!!


Özellikle iç menisküs sporcular açısından çok önemlidir. Çapraz bağı yırtılmış dizlerde sağlam iç menisküs dizin stabilitesini sağlar ve öne kaçışı engeller. Çapraz bağ yırtılmasıyla birlikte iç menisküs yırtığı da dizin instabilitesinde aşırı bir artma olur. Menisküs yırtıklarında şok emici özelliği ortadan kalkacağından yüklenmenin yoğunlaşacağı temas yüzlerinde kıkırdakta dejenerasyon ( yaşlanma ) başlar.

NEDENİ

Gençlerde ve ileri yaştaki bireylerde menisküs yırtıklarının oluş şekli farklıdır. Gençlerde, menisküsün yırtılması için çık ciddi bir travma gerekir. Bu genellikle sabit ayak üzerinde dönme hareketi sırasında oluşur. Futbol, basketbol, kayak gibi sporlarda oluşan yırtıklar buna örnektir. Yıllar geçtikçe menisküsler sağlamlık ve esnekliklerini kaybederek  “dejenere” olurlar. Dejenere menisküslerin çok daha kolay yırtılabilirler.  İleri yaştaki bireylerde basit bir çömelme veya halıya takılma ile menisküs yırtıkları oluşabilir.

BELİRTİLERİ

  • Dizde ağrı,
  • Dizde takılma, atlama sesi,
  • Dizde şişlik,
  • Diz hareketlerinde kısıtlılık: dizi tam düzleştirememe yada tam bükememe,
  • Dizde kilitlenme, menisküs yırtıklarının en sık görülen bulgu ve şikayetleridir.
TEDAVİ

Menisküs yırtıklarında tedaviyi belirleyen unsurlar şunlardır:
  • Menisküs yırtığının travma ile normal menisküs dokusunda mı yoksa dejeneratif yırtık olduğu
  • Menisküs yırtığının menisküsün hangi bölgesinde olduğu yani menisküs yırtığının menisküsün beslenen % 10-15 lik dış kısmında mı yoksa beslenmeyen iç kısmında mı olduğu
  • Meniskus yırtığının boyutu
Tedavide istirahat, soğuk uygulama, dizlik kullanma, fizik tedavi, menisektomi, menisküs tamiri ve menisküs tranplantasyonu uygulanabilir. Basit yırtıklar ameliyatsız tedaviye cevap verir. Ancak orta ve ileri dereceli yırtıklarda ameliyat gerekebilir. Gençlerde cerrahi müdahalenin sonuçları daha iyidir. Ameliyatta menisküs mümkün olduğunca korunmaya çalışılır, bölgenin kanlanması iyi olduğu için dış kısıma yakın yırtıklarda cerrahi müdahalenin sonuçları daha iyidir.

KORUNMA

Dize binen yükün düşük tutulması yani kilo alınmaması ve çok ağır kaldırılmaması gerekmektedir. Egzersiz bir yaşam tarzı haline gelmelidir. Yaşa uygun spor, spora uygun malzeme (ayakkabı v.b) kullanımı spor yaralanmalarını da en aza indirecektir.

Sağlıkla ve sağlıkla kalın 


YEME DE YANINDA YAT !!!

Merhaba sevgili okurlar,
Çikolata, tropik kakao ağacının çekirdek denen tohumlarından yapılan yiyecek. Çikolataya istendiğinde fıstık, fındık ve süt de katılır. Çikolata kalori değeri yüksek, enerji veren bir yiyecektir.
Milattan önce, büyük olasılıkla Olmeklerden oluşan bir grup, Güney Amerika'da kakao ağacı yetiştirir. Mayalar, bir hayvanın bu ağaçtan bir meyve kopardığına tanık olur. Mayalar zamanla bu çekirdekleri nasıl kullanacaklarını öğrenirler. M.S. 600 yılında, Mayalar çikolatalı bir içecek yaparlar. Efsaneye göre, Aztek kralı Moctezuma günde 50 fincan çikolata içiyordu. Azteklerde ve Mayalarda çikolata içmek önemli bir olay sayılırdı. Mayalarda daha çok kraliyet ailesi için uygun görülen bu içeceği sıradan insanlar çok özel durumlarda içebiliyordu. Azteklerde ise yöneticiler, rahipler, rütbeli askerler, onurlandırılmak istenen tüccarlar bu özel içeceği tadabiliyordu. İspanyol kâşifler Kristof Kolomb ve Hernán Cortés'in, 16. yüzyılda Orta Amerika'ya yaptıkları gezide Aztek kralı Moctezuma bu çikolatalı içeceği kaşiflere sunar. Kaşifler bu içeceği vatanlarına götürüp hazırlamasını öğretirler. Bu, Mayalar ile Azteklerin öğütülmüş kakao çekirdeklerinin suyla karıştırılmasıyla elde ettikleri bir içecektir. Aztek dilinde "ekşi, acı içki" anlamına gelen "xocoatl" adındaki bu içeceği Aztekler, içine biber ve başka baharatlar katarak soğuk olarak içiyorlardı. İspanyollar ise aynı içkiyi şekerli olarak içmeye başladılar. 80 yıl sonra, İngiltere'de içecek yapılmak üzere katı çikolata satılmaya başladı. Böylece katı çikolata satan "çikolata evleri" bütün Avrupa'ya yayıldı. 1700'lü yıllarda İngilizler bu içeceklere süt katmaya başladılar. Türkiye'nin ilk yerel üretim yapan çikolata fabrikası ise, cumhuriyetten üç yıl sonra, 1927'de Feriköy'de kuruldu. Bugüne kadar bulunan en eski çikolatanın izlerine 2600 yıllık bir çömleğin içinde rastlanmıştır.
FAYDALARI

Çikolatanın içinde bulunan antioksidanlar kanserle mücadelede faydalı. Kakao, kırmızı şaraba oranla iki; yeşil çaya oranla üç kat daha fazla antioksidan madde içeriyor.
Çikolata aynı zamanda zengin bir kalsiyum kaynağı. Bu da güçlü kemiklerin oluşmasını sağlıyor.
Çikolata geçmişten günümüze özellikle kadınlar üzerinde psikolojik olarak oldukça olumlu etkilere sahip. Çikolata kadınların kendilerini iyi hissetmelerini sağlayan endorfini salgılatıyor.
Harvard Tıp Akademisi uzmanları, kakaonun yüksek tansiyonu düşürdüğüne dair bulgular elde ettiğini savunuyor.
Güçlü dişleri sağlayan florid açısından da zengin olan çikolata, stresle mücadelede faydalı olan potasyumu da içeriyor.
Bristol Üniversitesi doktorlarından Peter Barham, çikolatanın içinde bulunan bir maddenin uyarıcı etkisi bulunduğunu ve bunun da kişiye kendini iyi hissettirdiğini savunuyor.
Çikolata büyük miktarda bakır da içeriyor. Bakır, vücudun demiri absorbe etmesine yardımcı oluyor. Bu da cilde, damarlara ve dokulara faydalı oluyor.
Kaliforniya Üniversitesi uzmanları her gün az miktarlarda çikolata yemenin kanda pıhtılaşmayı önlediğini savunuyor. Bu da ani kalp krizlerinin önüne geçiyor.
Çikolata aynı zamanda yiyen kişiye enerji veriyor ve diğer tatlılara oranla kan şekerini hızlı yükseltmiyor.
Bağışıklık ve üreme sistemi için faydalı demir ve çinko çikolatada bolca var. Bu tat her derde deva.
Kahve içmek yerine çikolata yemek çok daha yararlı, çünkü çikolata kahveye oranla çok daha az kafein içeriyor.
Çikolata diğer tatlılara oranla diş sağlığı açısından daha zararsızdır; çünkü sütlü çikolata yüksek miktarda protein, kalsiyum ve fosfat içerir. Bu maddeler de diş minesini koruyor.
Çikolatadaki doymuş yağ oranı,kandaki kolesterol seviyesinin artmasına neden olmuyor.

GENEL OLARAK ....


Kansere Karşı Faydaları:Antioksidan özelliği bulunan kakao çikolatanın içerisinde bol miktarda bulunmaktadır. Kakaonun antioksidan özelliği de kanser hücrelerinin oluşmasının engellenmesi açısından önemlidir. Bu özelliği sayesinde kanserle savaşan kakao aynı zamanda kansere yakalanmış hücreler ile de etkin bir şekilde savaşmaktadır. Böylelikle kanserin yayılmasını geciktirmekte tıbbı olarak uygulanmakta olan tedavinin de hızlı ve etkin bir şekilde cevap vermesini kolaylaştırmaktadır.
Zihne Faydaları:Çikolata, kakao beyne giden damarların daha etkin kan taşımasını desteklediği gibi damar tıkanıklarının da önüne geçilmesine yardımcı olur. Bu da beyin kanaması riskini de azaltmaktadır. Ayrıca bileşenin de yer alan azot, lif ve yağ zihin açısı özelliğe sahiptir. Bu özelliği sayesinde de enerji verir ve zihin faaliyetlerinin daha aktif olmasını sağlar.
Bağırsaklara Faydası:Lif kaynaklı olan besinler böbreklerin etkili olarak çalışmasını destekleyen besinlerdir. Çikolatanın içeriğinde ki lif bağırsakların çalışmalarını düzenleyerek böbreklerin daha verimli faaliyet göstermesini destekler. Böbrekler de kum ya da taş oluşumunu engeller. Oluşmuş olan kum ya da taşların düşürülmesine yardımcı olur. Çikolatanın en önemli özelliği bağırsak kanseri üzerinde ki etkisidir. Olası bağırsak kanserine yakalanma riskini çok büyük bir oranda azaltmaktadır.
Kandaki Şeker Seviyesini Dengeler:  Sağlık uzmanları arasında bu konu hakkında farklı görüşler ortaya atılmaktadır. Çikolatanın kan şekeri seviyesini dengelediğini söyleyen ve tam tersini iddia eden sağlık uzmanları aynı zamanda kişinin bünyesine göre de farklı etkiler yapabileceğinin altını çizmektedirler. Konuyu bu bağlamda değerlendirdiğimiz zaman doktor kontrolünde çikolata tüketimin kan şekerini sağlıklı seviyede tutmaya yardımcı olabileceiğini söylemek mümkün.
Strese Karşı : Çikolatanın biline en önemli özelliklerinden bir tanesi ve en önemlisi strese karşı etkili olmasıdır. Çikolatanın sinir sistemi üzerinde olumlu etkilerde bulunarak kötü düşüncelere neden olan unsurları ortadan kaldırdığı düşünülmektedir. Ve çikolatanın bu özelliğinden dolayı dünya çapında yaygın olarak tüketilmektedir.
İnme Riskini Azaltır: Bu konuyla ilgili olarak son zamanlarda yapılan laburatuvar araştırmaları çikolata tüketen kişilerin tüketmeyen kişilere göre daha az inme problemleriyle karşı karşıya kaldıklarını ortaya koymaktaıdr.
Cilt Sağlığını Korur: Çikolatanın sinir sistemi üzerinde olumlu etkilerinin dünya çapında bilindiğini ve bu nedenden dolayı yaygın olarak tüketildiğini yazmıştık. Bunun dışında cilt sağlığı içinde çikolatanın bir çok faydasının olduğu düşünülmektedir ve bu sebepten dolayı çok yaygın olarak cilt makseleri de kullanılmaktadır. Çikolatanın genel cilt sağlığına ciddi anlamda katkıda bulunduğu düşünülmektedir.
Beyin Sağlığına Faydalıdır: Beyne kan akışının sağlıklı bir şekilde gerçekleşmesi beyin sağlığı açısından çok önemlidir. Kan akışının sağlıklı bir şekilde gerçekleşmesi beynin ihtiyacı olan oksijeni düzenli olarak almasını sağlar. Bu da bir çok açıdan sağlığımızı yakından ilgilendirirken, aynı zamanda hayati önem taşımaktadır. Çikolata tüketimi beyne kan akışı işlevini destekler ve beyin sağlığının korunmasını sağlar.
Görme Yeteneğini Geliştirir: Bu konuyla ilgili yapılan labaratuvar çalışmaları çikolatanın içerdiği flavanoitlerin beyne kan akışının sağlıklı bir şekilde gerçekleşmesi için yardımcı olduğunu ortaya koymuştur. Beyne kan akışının sağlıklı bir şekilde gerçekleşmesi aynı zamanda görme sağlığının korunması için önemlidir.

10 Mart 2016 Perşembe

FİZYOTERAPİST GÖZÜYLE GUILLAIN BARRE SENDROMU

Guillain Barre sendromu (GBS) kas güçsüzlüğü, duyu kaybı ve normal reflekslerin kaybına yol açan bir sinir hasarıdır. Belirtiler genelde bacak sinirlerinde başlar ve vücudun üst kısımlarına doğru yayılarak karın, göğüs, kol ve yüz kaslarını da etkiler. Guillain Barre sendromundan beyin ve omurilik etkilenmez. Bazen solunum kasları da tutulabilir. Guillain Barre sendromu olgularının çoğu bir virüs enfeksiyonunun ardından ortaya çıkmaktadır. Guillain Barre sendromu nadiren çocuğun aşılanmasına takiben 1-2 hafta sonra görülebilir.

BELİRTİLERİ

Bu sendrom ciddi belirtiler ve etkiler göstermek suretiyle kendini belli etmektedir. 
Deride yaygın(birçok yerde görülen) kıpırtılar.
Ayak ve el parmak uçlarında uyuşmalar.
Kaslarda güçsüzleşmeler veya tembellikler.
İlerleyen durumlarda felç ve hatta solunum durması
Kalıcı sinir hasarları gibi durumlar bu hastalığın etkileri ve belirtilerindendir.
GBS insanlarda nadiren ölüme neden olmaktadır aslında Guillain Barre sendromu da nadiren geliştirilmektedir.( ABD de 3000 ila 6000 kişi her yıl GBS geliştirmektedir. Bu hastalığın görülme sıklığı 100.000 de 1 veya 2 dir) 


NEDENLERİ

Bu sendromun nedenleri hakkında geniş bir araştırma ve yeterli bir bilgi yoktur ancak şu bilinmektedir ki bu sendrom bağışıklık sisteminin çalışması sonucu oluşmaktadır. Bağışıklık sistemi bazı durumlarda (günümüzde Domuz Gribi hastalığı veya domuz gribi aşısı gibi) aşırı uyarıldığı zaman vücut bu sendromu geliştirmektedir. 
Yapılan araştırmalarda rastlanan ilginç sonuçlardan birisi GBS geliştiren insanların yaklaşık 3 te 2 sinin ishal veya solunuma bağlı bir hastalık çekiyor olduğudur. Yani ishal veya solunum zorluğu çekilen hastalıklardan sonra GBS geliştirme oranı ciddi bir artış göstermektedir.

TEŞHİSİ

Guillain Barre sendromu belirtileri ortaya çıkmış ise hemen doktora başvurmak gerekir. Doktor ayrıntılı bir fizik muayene yaptıktan sonra lomber ponksiyon yapar ve elektromiyografı tetkiki (sinir ileti hızını ölçmeye yarayan bir test) ile tanıyı kesinleştirmeye yönelik tetkikler ister.

TEDAVİ

En önemli yaklaşım tam yaşam desteği sağlayabilecek ve takip yapabilecek bir ortamda destek tedavisidir.
Plazmaferez veya intravenöz immunglobulin gibi bağışıklık sistemine yönelik tedavi ile  yatış süresi kısaltılabilir, düzelme hızlandırılabilir.
Intravenöz immunglobulin baş ağrısı, ense sertliği, aşırı sıvı yüklenmesi, döküntü gibi sorunlar yaratabilir.
Hastalık düzelme aşamasında fizik tedaviden faydalanır.

SORUNLAR

Eğer güç kaybı solunum kaslarını da etkilerse (%20 hastada), yoğun bakım ortamında solunum desteği gerekir.
Bağırsak ve idrar sorunları % 10 hastada gelişebilir.
Bazen kalp ve damarları kontrol eden sinirler de tutulursa (%5) önemli tansiyon ve kalp atım bozuklukları gelişebilir.
Rahatsızlıklardaki düzelme 1 ay içinde başlamazsa tam düzelme sağlanamayabilir. Hastaların %80’ninden fazlası hemen tam düzelme gösterir.
Destek tedavisi düzgün yapılmazsa ölüm görülebilir. 

3 Mart 2016 Perşembe

ZAMANA KARŞI KOYMAK İÇİN PORTAKAL...



Portakal meyvesine Hindistan’da “naranga” ve Arabistan’da “naranc” denilmiştir ve bu isim Portekizlerin Çin’den dönüşleri ile beraber “portugal” ismini alarak dilimize her iki şekilde de "portakal" ve "narenciye" olarak yansımıştır. Portakal üretiminde Akdeniz Havzası içerisinde lider ülke olan İspanya’da “naranja” olarak telaffuz edilmektedir ve İngilizce'deki "orange" kelimesi de bu şekilde türemiştir.

Dünya’da 1000’den fazla portakal çeşidinin bulunduğu bilinmektedir fakat ticari olarak üretimi yapılan çok az sayıda çeşit vardır. Ülkemizde en çok üretimi yapılan çeşitler; Washington Navel, Valencia, Kan Portakalları, Yafa(Shamouti) ve Yerli portakallardır.

A.B.D’ deki California Üniversitesindeki sonuçlara göre dünyanın en kaliteli ve en lezzetli portakalı Finike Ovasında yetişmektedir ancak bu yörede yetişmediği halde Finike portakalı adı altında piyasada tonlarca kalitesiz ürün bulunmaktadır. Haksız rekabetin yanı sıra ürün imajını da olumsuz yönde etkileyen bu durumu düzeltmek adına Finike Meyve Üreticileri Birliği bünyesinde gerçekleştirilen başvuruda Finike Portakalı Türk Patent Enstitüsü tarafından Coğrafi İşaret olarak tescillenmiştir. Finike Ovasında ağırlıklı olarak yetiştirilen çeşitler Washington Navel, Valencia ve Finike yerli olmaktadır. Dünyanın birçok yerinde yetişme imkânı olan bu çeşitlerin Finike’deki kaliteye ulaşamamasının nedenlerinin başında ovanın alüvyonlu toprak yapısı ile beraber kendine has rüzgarı, havası ve suyu gelmektedir.

FAYDALARI

* Portakal mükemmel bir C vitamini kaynağıdır. 100 g portakal yetişkin birinin günlük C vitamini gereksiniminin %80′lne yakınını karşılar. Bağışıklık sistemini güçlendiren C vitamini özellikle kışın sık görülen grip, soğuk algınlığı, boğaz ağrısı gibi sorunlarla baş etmek için oldukça önemlidir.
* C vitamininin yanı sıra B ve E vitamini, fosfor, magnezyum ve folik asit açısından da zengindir. Damarları güçlendirir, cildi besler, kansızlığa iyi gelir. Hamileler için önemli bir besin kaynağıdır.
* Yüksek oranda antioksidan İçeriği sayesinde pek çok kanser türüne: karşı koruyuculuk sağladığı gibi deri yaşlanmasına sebebiyet veren serbest radikallere karşı da etkilidir.
* B6 vitamininden zengin olan portakal hemoglobin üretimini destekleyerek kan basıncının yükselmesinin önüne geçer.
* Lif oranı fazla olduğu için sindirim sistemi sorunlarını en aza İndirir, kansere yakalanma oranını düşürür.
* Gençleştirir.
* İyi bir potasyum kaynağı olan portakal böbrek taşı oluşum riskini azaltır.
* İçeriğindeki yüksek posa sayesinde kolesterol seviyesinde düşüş sağlar.
* Tane ile yenmesinin yanı sıra suyu sıkılarak da tüketilebilir. Ancak fazla miktarda şeker içerdiği için hazır portakal suları yerine taze sıkılmış olanları tercih edilmelidir.

AFİYET OLSUN :)